Gunda Ankuab

Türkiye’de Abaza Diasporası ve Geri Dönüşler

Tutunamayan da var, geri dönen, dilini öğrenemeyen veya Abhazya’nın hayat tarzına ayak uyduramayan da… Ama gene de bir kere Abhazya’ya giden oradan ayrı kalamaz, hep gitmek ister, rüyalarına girer anavatan.
22 Mayıs 2018

Büyük Kafkas-Rus Savaşı ve Rus-Türk Savaşı’nın sonunda tüm Kuzey Kafkas halkları gibi Abazalar da tarihi bir trajediyle karşı karşıya kaldı. 1854, 1864 ve 1878 yıllarındaki Sürgün’de ülke nüfusunun yüzde 80’inin bulundukları bölgeyi terk etmek zorunda kaldığı biliniyor. Bu tarihlerde Abazaların çoğu Osmanlı topraklarına sürülüyor. Birkaç kez daha göç dalgası oluyor, yollarda çok sayıda insan hayatını kaybediyor. Gelenler açlık ve sefaletle boğuşuyor. Bu acı tarihi, Türkiye’deki Abaza diasporası ve diğer sürgün edilmiş Kafkas halkları, 21 Mayıs 1864 olarak anıyorlar. Aynı zamanda anavatanlarımızda da anmalar yapılıyor. Bu yılda yine 21 Mayıs’ta 154. yıl anması gerçekleşti.

Neden anma programı Kefken’de yapılıyor?

21 Mayıs’ta anma programı Kocaeli’ye bağlı Kefken sahilinde yapılır. Anlatılanlara göre Karadeniz’in Türkiye sahilleri boyunca, sürgün edilmiş Kafkasiyalılar gemilerde bulaşıcı hastalıklardan dolayı ölenleri askerler gemiden Karadeniz’e atarlarmış; hiçbir liman da onları kabul etmek istemezmiş. Açlık, hastalık, sefaletten ölü sayısı her geçen gün artıyormuş. Sonunda bir sahile yanaşabilmişler. Kefken de karaya yanaştıkların sahillerden biri, orada karaya inmiş atalarımız; ölüleri Babalı Sahili yakınlarında bulunan Karağaç Köyü’nde defin etmişler.

Dolayısıyla orada bulunan mezarlıkta anma törenleri yapılır, ardından Kefken Babalı Sahili’ne inerek “Nart Ateşi” yakılır. Karadeniz’in diğer tarafında bulunan Abhazya’da da eş zamanlı olarak aynı anma yapılır. Sadece Abhazya’da değil, bu anmalar Adigey’de, Karaçay-Çerkesk’te, Kabardino-Balkarya’da da eş zamanlı yapılıyor. Çünkü bu sadece Abazalara özgü bir trajedi değil, tüm Çerkeslerin trajedisi. Bu bizim ortak acımız…

Türkiye’de Abaza diasporası

 Türkiye’de Abaza diasporası Zaman içinde Abazalar Osmanlı’nın çeşitli bölgelerine dağıtılıyor. Bugün Türkiye’de Abazaların yoğun yerleşimleri arasında Düzce, Adapazarı, Bursa ve Eskişehir’i sayabiliriz. Tabii Ankara ve Kayseri tarafında da topluluklar bulunuyor. Yani Anadolu’nun birçok bölgesine “serpilmiş” bir halkız. Osmanlı döneminden bu zamana kadar yaşanan savaşlarda yaşadıkları topraklar için hiçbir zaman geri durmadılar. Kültürel anlamda ve sosyal hayatta etkinler.Kurtuluş savaşında Atatürkün silah arkadaşlarından Rauf Özbay [abaza(abhaz) kökenli] başta olmak üzere,bir çok Kafkasyalı insan vardı. Türkiye Cumhuriyeti adına, ilk Dünya Güzellik Kraliçesi Keriman Halis Ece [ubıx kökenli], Beşiktaş’ın kurucuları, aynı zamanda eski yöneticilerinden Süleyman Seba [abaza(abhaz) kökenli] gibi birçok Kafkas kökenli ünlü bulunuyor.

Abazalar köylerde toplu halde yaşadıkları için kendi kültür ve dillerini büyük ölçüde koruyabildiler, bugüne kadar getirebildiler. Abazaca konuşmanın yasak olduğu dönemler de yaşandı fakat tüm zorluklara rağmen Abaza kültürünün korunduğu söylenebilir. Ancak şehirleşmeyle birlikte bu zorlaşmaya başladı.

Abaza diasporası ve sivil toplum faaliyetleri

Eğitim, iş gibi imkânlar için kendi toplumundan uzaklaşan gençler, doğal olarak asimilasyona uğruyor. Şehirleşmeyle birlikte, 1950’lerde Kafkas halklarının yoğunlaştığı bölgelerde, Kuzey Kafkasya kökenli kişilerin bir araya gelmesiyle Kafkas Kültür Dernekleri kurulmaya başladı. Derneklerin Türkiye genelinde yaygınlaşması 1960’larda ve özellikle 1970’lerde gözlemleniyor. 1950’lerden itibaren kurulan Kafkas derneklerini, büyük ölçüde “balo” ve “gençlik çayları” gibi etkinlikler ile “beraber olma” işlevini sürdürdü. Derneklerin, dilin konuşulması ve öğretilmesinde de önemi büyük. Dernek bünyesinde zaman zaman isteyenlere anadil eğitimi veriliyor. Fakat, tüm çabalara rağmen, dili çoğunlukla büyükler biliyor. Kırk yaş altında kalanlar, Abazaca’yı sadece anlıyorlar veya hiç bilmiyorlar. Gençler arasında konuşan yok denebilecek kadar az. Dilimiz, Türkiye’de “Kaybolmaya Yüz Tutmuş 10 Dil” arasına girmiş durumda. 2002’de kurulan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun bünyesinde 52 dernek bulunuyor. 2010’da ise Abhaz Dernekler Federasyonu kuruldu. Orada da 13 dernek bulunuyor.

Türkiye-Abhazya ilişkileri

 Karadeniz’in iki yakasına bölünmüş halkın, bugünde en büyük sıkıntılarından biri, anavatanda bulunan kardeşleriyle ve dedelerinin topraklarıyla buluşmak için geçmişte ve hâlâ yaşadığı zorluklardır. Türkiye, Abhazya’yı tanımadığı için, Türkiye’den oraya ne uçuş ne de gemi seferleri var. Eskiden Trabzon’dan Abhazya’nın başkenti Suhum’a direkt gemi seferleri vardı. Yani ülkeler arası resmî ilişkiler olmasa da bir şekilde bağlantı vardı. Şimdilerde Rusya aktarması dışında bir yol yok. Bu da hem zaman hem maddiyat açısından oldukça zorluyor. Bu kadar kalabalık bir Abhaz diasporasının yaşadığı bir ülkede umalım ki bir anlaşma ve akrabaların birbiri ile görüşmesi sağlanır.

Abhazya’ya geri dönüşler

Gidiş ve gelişler çok zorluk içerse de Abhazya Gürcü işgalinden kurtulduktan ve bağımsızlığı kazındıktan sonra diasporadaki Abazalar yavaş da olsa dönmeye başladılar. Savaş döneminde Türkiye’de örgütlenerek maddi ve manevi destek dışında da topraklarını korumak için giden Abazalar, Adigeler, Kabardeyler, Çeçenler ve diğer kardeş halklarımızdan orada savaşıp şehit olup sonsuza kadar topraklarında kalan kardeşlerimiz de var. Savaş sonrasında orada kalan hayatını kuran Türkiyeli Abazaların çocukları bugün Abhazya’nın gençleri arasında.

Abhazya zaferi kazandıktan sonra, Devlet Başkanının emriyle bir Geri Dönüş Komitesi kuruldu, çok yakın zamanda da “Bakanlık” hâline dönüşen bu kurum, geri dönüş için en iyi şartları oluşturmakla görevli. Yerleşecek yer, iş imkânı, sağlık ve eğitim hizmetleri, hatta evlilikte yardımcı oluyorlar. İlk beş sene adaptasyon süresi, ardından normal bir Abhazyalı gibi yaşıyorsunuz. Zaten gider gitmez vatandaşlık alınabiliyor. Bu sene açıklanan verilere göre 25 senede 10.000 vatandaşlık verilmiş durumda.

Abhazya’ya yerleşen kişiler arasında Türkiye’den tanıdığım arkadaşlarım da var. Geri dönüşçülere ilişkin oğlum bir arkadaşıları ile birlikte “Repatriant”adı ile bir belgesel çektiler. Orada enteresan olan noktalar var. Abhazya’yı sadece bir kez görüp, Türkiye’de öğretmenliği bırakıp Abhazya’ya yerleşen bir kişiyi anlatıyor. Yanılmıyorsam 2009’de yerleşti hâlâ da orada. Evlendi, bir çocuğu oldu. Devlet Korosu üyesi. Türkiye’den birlikte gidip orada evlenen ve orada kalan arkadaşlar da var. Ama Türkiye ile bağlantı hiç kopmuyor, bir ayak orada bir ayak burada gibi.

Bir kere Abhazya’ya giden…

Abhazya’nın doğal güzellikleri savaş sonrası kendini yenilese de savaş ve sonrasında 2008’e kadar süren ambargo, tabii ki ülkenin her alanda geri kalmasına sebep oldu. Yaşam standartlarını yükseltmek için sosyal, politik ve ekonomik anlamda daha çok iş var. Ona rağmen oraya yerleşip dükkân, kafe, restoran, otel, mobilya atölyesi açan çok kişi var. Geridönüşçüler arasında ayrıca Devlet Entitüsü ve Üniversite’de çalışan bilim insanları da bulunuyor. Tutunamayan da var, geri dönen, dilini öğrenemeyen veya Abhazya’nın hayat tarzına ayak uyduramayan da… Ama gene de bir kere Abhazya’ya giden oradan ayrı kalamaz, hep gitmek ister, rüyalarına girer anavatan.


Gunda Ankuab

Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Öğretim Görevlisi