Rukiye Ünal

Türkiye-Belçika İşgücü Anlaşması 54. yıl: Dört nesil, iki ayrı kültür birikimi

Bundan tam 54 yıl önce, 16 Temmuz 1964’de Belçika ile Türkiye arasında işgücü anlaşması imzalandı. Sosyal ve ekonomik kaygılarla kırsal bölgelerden göç eden Türkler, dört nesildir Belçikalı Türk olarak yaşamlarını sürdürüyor.
16 Temmuz 2018

1964 yılında Türkiye ile Belçika arasında gerçekleşen işgücü anlaşmasının ardından tam 54 yıl geçti. Bu süre zarfında Belçika’ya birkaç yıl çalışmak için giden Türkler zamanla yerleşik toplum hâline gelerek yaşadıkları yerlerde dünyaya iki kültürün birikimiyle bakabilen öncü bireyler oldular.

Karşılıklı tanıma

Her ne kadar Belçika ile Türkiye ilişkilerinde işçi göçünün ardından geçen 54 yıllık süre akıllara gelse de iki ülke arasındaki bağ çok eskiye dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu, Belçika’nın bağımsızlığını ilan ettiği 1831 yılından birkaç yıl sonra yeni kurulan ülkeyi tanıyan devletler arasında yer aldı. 1838 yılında imzalanan anlaşmanın ardından karşılıklı ticari ilişkiler arttı ve diplomatik ziyaretler başladı. İki devlet arasında renklenen ilişkiler 1905’te bir Belçika vatandaşının Sultan Abdülhamit’e düzenlediği suikast girişiminin ardından sorunlu bir dönem yaşansa da I. İnönü Savaşı sonrası ilişkiler olumlu bir havaya girdi. Nitekim Belçika 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni Nisan 1925 tarihinde tanıdı.

İşgücü anlaşmasıyla başlayan süreç

Belçika’da 1956 yılında Marcinelle maden ocağında çalışan 136’sı İtalyan olmak üzere 262 işçinin ölmesi İtalya’dan gelen göçmenlerin maden ocaklarından uzaklaşmalarına neden oldu. Belçika hükümeti ise önce İspanyol ve Yunanlı işçilere yöneldi ardından da Türk ve Faslı işçi alımını başlattı.

Böylece 16 Temmuz 1964’te Belçika ve Türkiye arasında imzalanan işgücü anlaşması iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir ivme kazandırdı. Binlerce Türk tıpkı Almanya ve Avusturya’ya göç edenler gibi istihdam edilmek üzere Belçika’ya gitti. İlk başlarda sadece maddi amaçlarla gelinmesine rağmen Türkler zamanla Belçika’da kalıcı hâle geldiler. Yerleşik göçmen olmanın da ötesinde toplumun içinden unsurlar oldular. Sağlık sektöründen siyasete, sanattan girişimciliğe kadar binlerce Türk Belçika toplumunu geliştiren ve ekonomisine katkıda bulunan birey statüsündeler.

Brüksel, Gent, Anvers, Liège….

220 bini aşkın Türk’ün yaşadığı Belçika’da Türkler tam 54 yıldır ülkenin büyük şehirlerinde kökenlerinden ödün vermeden yaşamaya devam ediyor. Brüksel, Gent, Anvers, Liège ve Mons gibi şehirlerde yaşayan vatandaşlar, genelde Türkiye’de “hemşehri” oldukları ailelerle aynı semtlerde ikamet ediyor. Bunun sebebi ise göç ettikleri yıllarda yabancı oldukları toplumda dayanışma sergilemek. Örneğin; Afyon’un Emirdağ ilçesinden göç edenler Brüksel ve Gent şehirlerinde yaşarken Zonguldaklılar ise ülkenin güneyinde bulunan ve Fransa’ya sınır olan Mons şehrinde ikamet ediyor. Söz konusu şehirlerde adeta bir Türk Mahallesi oluşturan vatandaşlar özellikle “çokkültürlü şehir” olma özelliği ile tanınan başkent Brüksel’in etnik dokusuna katkıda bulunuyor.

Brüksel’de “Küçük Anadolu” olarak bilinen “Haecht” caddesi ve civarı, şehrin merkezinde Türklerin ikamet ettiği muhitlerden biri. Bu cadde Türk restoranlardan, sivil toplum kuruluşlarına, camilerden iş ofislerine, sağlık merkezlerinden mağazalara yüzlerce girişimci Türkün temelini attığı iş yerleri ve kuruluşları barındırıyor. Mahalleye adım atıldığı ilk ândan itibaren, ziyaretçiler Anadolu mahallesini aratmayan bir atmosferle karşılaşıyor. Dinî değerleri muhafaza etmek adına Diyanet’e bağlı camiler ve kültür merkezleri yer alırken çeşitli oluşumların da anavatanla bağı koparmamak adına yürüttüğü çalışmalar var. Böylesi bir manzara esasında vatandaşların gettolaştıklarını düşündürebilir ancak söz konusu durum Belçikalı Türkler için hiç de öyle değil…

Başarılı bir entegrasyon örneği

Belçika’da yaklaşık dört nesildir kimliklerini kaybetmeden yaşayan diaspora Türkleri, bulundukları toplumda başarılı bir uyum örneği de sergiliyor. Her alanda aktif halde olan Türkler en çok da siyaset hayatında göze çarpıyor. Federal bir devlet olan ülkede çok sayıda Türk kökenli vatandaş bakanlık, milletvekili, belediye başkanlığı ve meclis üyeliği görevini üstleniyor. Brüksel Büyükelçiliğinden ulaştığımız verilere göre, Türk kökenli 13 milletvekili, 1 belediye başkanı ve 20 belediye başkan yardımcısı Belçika toplumunu şekillendirmek ve değer katmak adına siyasi alanda çalışmalarını yürütüyor. Bunların yanı sıra yine pek çok Türk de ülke genelindeki Belediye Meclislerinde aktif durumda.

Hâlihazırda var olan Frankofon Sosyalist Parti (PS), Yeşiller (Groen), Reformcu Hareket (MR), Yeni Flaman İttifakı (N-VA), Flaman Sosyalist Partisi (SP.A) ve Flaman Hristiyan Demokrat  Parti (CD&V) gibi siyasi hareketlerde yer almanın yanı sıra, Türk diasporası yakın zamanda üç yeni partinin kuruluşuna da imza attı. “Yeni siyaset ve radikal eşitlik” ana fikriyle çıkan Be.One partisi Türk kökenli Meryem Kaçar ve Lübnan asıllı Djab Abou Jahjah tarafından Şubat 2018 kuruldu. Kendilerinin Belçika’daki mevcut partilerde temsil edilmediğini düşünen Meryem Kaçar, klasik partilerin ‘eşit hakları’ konuşurken ‘el freni’ ile yol aldıklarını ifade ediyor. Kaçar, içinde bulundukları siyasî zihniyetten çok sayıda Belçikalının rahatsız olduğunu ve bunun için “her kesime kapılarını açan” bir oluşumun temellerini attıklarını vurguluyor.

2018 yerel seçimlere yeni bir partiyle hazırlanan bir diğer Türk ise Ahmet Koç. Flaman Sosyalist Partisi SP.A’dan Türkiye siyasetine yönelik tutumundan ötürü ihraç edilen Koç, “farklılıklara tahammülsüzlük” ve “sosyal eşitsizlikler” alanında Belçika’nın yeni bir sese ihtiyacı olduğu gerekçesiyle Flaman Çokkültürlü Kolektif Partisi’ni (VMC) kurdu.

Türk kökenli Murat Köylü tarafından kurulan bir diğer parti ise Çokkültürlü Adalet Partisi (MRP). Köylü, 2018 seçimlerine alternatif bir parti olarak hazırlanıyor.

Türkçe derslerine yönelik tartışmaların yaşandığı, ırkçı ve İslamofobik saldırı ve tacizlerin hedefinde olduğu ve anavatanla bağlarını koparmamak adına sarf ettikleri çabalara karşın her fırsatta entegre olmamakla suçlanan Türk diasporası, çizilen profilin aksine hem Türkiye hem de Belçika tecrübeleri ile “sorun tespit” eden ve ülkeye “değer” katan bir toplum vaziyetinde.

Türk diasporasının “ünlü” yüzü

Tüm bunların yanı sıra Belçika’da doğmuş ve büyümüş, televizyon ekranlarında yakından tanıdığımız ünlüler de var. 1985 Belçika’nın Mol kasabasında dünyaya gelen Hadise pop dünyasının parlayan yıldızlarından. 2005 yılında “Stir Me Up” parçası ile Belçika’da tanındı ve kısa sürede Türkiye’de büyük ilgi gördü. Başarılı çıkışının ardından 2009’da Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil ederek dördüncü sıraya taşıdı.

Türk halk müziğinin çok sevilen isimlerinden biri olan Kubat’da Anvers şehri Türklerinden. Afyonkarahisar’dan göçen bir ailenin çocuğu olan Kubat beş yaşında babasının aldığı bir curayla müziğe ilk adımını attı. Belçika’da müzik kabiliyetini geliştiren sanatçı, hem Türk hem de Belçika kültürüne hâkimiyetinden ötürü kendisini “doğu ile batı müziğini birleştirecek bir misyoner” olarak tanımlıyor. 1998 yılından bu yana da 11 albüme imza attı.

© DiasporaHaber