AVRUPA

NSU davasının 5. yıl dönümü: Adalet arayışı sürüyor

Bugün NSU terör örgütü davasının 5. yıldönümü. Sekiz Türkün ölümünden sorumlu örgüte yönelik davada 6 Mayıs 2013’den bu yana adalet mumla aranıyor!
6 Mayıs 2018

6 Mayıs 2013’de başlayan Nasyonel Sosyalist Yer Altı (NSU) davasının üzerinden bugün tam beş yıl geçti. 8’i Türk olmak üzere 10 kişinin ölümünden sorumlu olan NSU terör örgütü üzerindeki sis perdesi ise bunca yıla rağmen tam anlamıyla kalkmış değil. Birçok nokta hâlâ aydınlatılmayı bekliyor.

Peki, söz konusu beş yıl içinde neler oldu? Davadaki son gelişmeler neler?

Dava konusu

6 Mayıs 2013’ten bu yana Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen dava, NSU terör örgütünün 1998-2011 yılları arasında işlediği 10 cinayeti, 2 bombalı saldırıyı ve 15 soygunu kapsıyor.

Davada beş kişi yargılanıyor. Baş sanık Beate Zschaepe, cinayetlerde suç ortaklığı, ağır kundaklama ve terör örgütü kurma/üyesi olma suçları ile yargılanıyor. Holger Gerlach, Ralf Wohlleben, Andre Eminger ve Carsten Schultze adlı dört kişiye karşı da yardım ve yataklık suçlaması yönetilmiş durumda.

Beate Zschaepe ile cinayetlerde kullanılan Ceska marka silahı tedarik etmekle suçlanan Ralf Wohlleben 2011’den bu yana tutuklular. Örgütün “en sadık yardım edeni” olarak nitelendirilen Andre Eminger de geçtiğimiz yılın Eylül ayından beri parmaklıklar arkasında.

Savcılığa göre Ceska marka silahı ve susturucuyu Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’a teslim eden kişi olan ve 2012 yılının başında tutuklanan Carsten Schultze ise ayrıntılı bir ifade vermesi sonucunda aynı yılın Mayıs ayında serbest bırakıldı. Aşırı sağcı çevreden uzaklaşan ve tanık koruma programına alınan Carsten Schultze, şimdiye dek birçok konuda mahkeme ile işbirliği yaptı.

Holger Gerlach ise cinayetleri işleyen üçlüye silah ve paranın yanı sıra pasaport ve ehliyet temin etmek ile suçlanıyor. Cinayetlerden haberi olmadığını savunan Gerlach, tıpkı Carsten Schultze gibi 2012 yılının başında tutuklansa da delil yetersizliğinden dolayı Mayıs ayında serbest bırakıldı.

Sanık Zschaepe’nin tutumu

Federal Başsavcılık tarafından hakkında müebbet hapis cezası istenen Beate Zschaepe, davanın ilk iki buçuk yıllık evresinde hiç konuşmayarak suskun kalmayı tercih etti. Ancak iki buçuk yılın ardından bu tutumundan vazgeçti.

Zschape, özellikle kendisi için belirleyici olacak hususları reddetmeye özen göstererek, cinayetler hakkında önceden hiçbir bilgisinin olmadığını öne sürmeye devam ediyor.

Zschaepe’nin savunma avukatları da buradan hareketle geçtiğimiz Nisan ayının sonunda müvekkillerinin “söz konusu cinayetlere ve bombalı saldırılara katılmadığını” ve sadece “kundaklama ve hırsızlık suçlarına yardımdan” ceza alması gerektiğini öne sürüyorlar.

Skandallar ve “hatalar” zinciri

Dava, her ne kadar bahsi geçen bu beş kişi üzerinden şekillense de dava süreci boyunca farklı isimlerin içerisinde bulunduğu birçok skandal söz konusu oldu. Bunlardan biri, ilgili güvenlik makamlarının Holger Gerlach hakkında daha önceden birtakım bilgilere sahip olduğunun ortaya çıkması ve buna rağmen gerekli adımların atılmaması.

Nitekim Aşağı Saksonya Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı Sözcüsü Maren Brandenburger de 1999 yılında yürütülen bazı soruşturmalarda Gerlach hakkında malumata ulaşıldığını teyit etmiş ve kendisinin neo-Nazilerce organize edilen gösterilere katıldığını bildiklerini belirtmişti.

Gerlach’ın uzun süredir istihbarat birimlerinin radarında olduğunun ortaya çıkmasına rağmen gerekli kontrolün sağlanamamış olması noktasında ise daha sonra dönemin Eyalet İçişleri Bakanı Uwe Schünemann ve Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans Wargel, ağır bir hata yaptıklarını itiraf ettiler.

Açığa çıkan bir başka skandal ise Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda çalışan Andreas Temme’nin, Halil Yozgat’ın cinayete kurban gittiği sırada, Yozgat’ın işlettiği kafede “müşteri” olarak bulunduğunun tespit edilmesi. Cinayetten 10 gün sonra polis tarafından evine şüpheli sıfatıyla baskın yapıldıktan sonra ancak ifadesine başvurulabilen Temme, kafede bulunduğu sırada “cinayetin işlendiğini ve silah sesi duymadığını, internette müstehcen sitelere girdikten sonra” da kafeden çıktığını söyledi.

İfadesinde ayrıca “10 gün boyunca haberleri dinlemediğim için cinayetle ilgili hiçbir şey duymadım” diyen Temme’nin evinde yapılan aramada ruhsatsız bir silah ile seri cinayetleri konu alan bir kitap bulundu. Temme, ruhsatsız silah bulundurmasına rağmen, kısa süreli bir gözaltı sürecinden sonra “cinayetle bağlantısı olmadığı saptanarak” serbest bırakıldı.

Skandallar zinciri bunlarla sınırlı kalmadı. Bir başka vaka yine Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın içinde gerçekleşti. Nitekim teşkilatta görevli Axel. M.’nin, 2011 yılında, tam da Beate Zschaepe’nin polise teslim olduğu günde, örgüte ait dosyaları imha ettiği ortaya çıkarıldı.

Lothar Lingen kod adlı Axel M.’nin iş arkadaşları tarafından aktarılanlara göre, M. o gün kurum koridorlarında endişeli bir şekilde koşuşturarak kayıt sistemi üzerinden Böhnhardt, Mundlos ve Zschaepe’nin isimlerini arattırmıştı. Olayın açığa çıkması üzerine dönemin Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Heinz Fromm istifa ederken Köln Savcılığı’nın Axel M. hakkında başlattığı soruşturma ise geçtiğimiz aylarda sonuçlandı.

Buna göre, dosyaları imha eden istihbaratçı hakkındaki soruşturmanın, kendisinin aşırı sağ ile mücadele eden bir kuruma 3 bin Euro ödemesiyle kapanması kararı alındı ve dava açısından belki de büyük önem arz edecek bilgileri yok eden M., bir anlamda ödül gibi bir ceza aldı.

Karar ne zaman açıklanacak?

Şimdiye dek 422 duruşmanın gerçekleştirildiği davada başsavcılık ve müdahil avukatlar mütalaalarını çoktan tamamlamış durumdalar.

Ancak akabinde yapılması beklenen savunma faslına, sanık avukatlarının “reddi hâkim” talepleri ve diğer “gerekçelerden” dolayı bir türlü geçilememişti.

Söz konusu sürüncemenin ardından 25 Nisan 2018 tarihinde savunma avukatlarının sunumlarına başlamaları ile davada artık son aşamaya gelindi.

Olağanüstü bir durum çıkmadığı sürece davanın önümüzde aylarda sonuçlanması ve Beate Zschaepe’in de müebbet hapis cezasına çarptırılması bekleniyor.

Cafer Tayyar Karadağ
© DiasporaHaber