Değer Akal

NSU davası bitse de bu dosya kapanmayacak

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren aşırı sağcı NSU terör örgütü davasında sona yaklaşılırken, grubun karanlık bağlantıları bugüne kadar açığa çıkartılamadı. Dava sona erse de bu dosyanın kapatılmaması, NSU’nun aydınlatılması için çabaların kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor.
25 Mayıs 2018

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren, aşırı sağcı terör hücresi NSU davasında sona yaklaşılıyor, ancak mahkemenin vereceği en ağır cezanın bile kamu vicdanını rahatlatabileceğini söylemek çok zor. 5 yılı aşan dava süreci, NSU’nun karanlık bağlantılarını aydınlatamadığı gibi, kamuoyu gündemini meşgul eden birçok soruya yanıt getiremedi, aksine yeni kuşkulara yol açtı.

Başsavcılık, başından bu yana NSU’nun aşırı sağcı üç kişiden oluştuğu savında ısrar etse de gün yüzüne çıkan bilgiler, farklı eyaletlerde cinayetler işleyen, bombalı saldırılar düzenleyen, soygunlar gerçekleştiren grubun çok daha geniş bir destek ağına sahip olduğunu gösteriyor. NSU terör örgütünün, 2011’de bir banka soygununun ardından saklandıkları karavanda ölü bulunan Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos ile Münih’te başsanık olarak yargılanan Beate Zschäpe ile sınırlı olamayacağı görüşü hâkim. Ancak üçlünün etrafındaki ağ ortaya çıkarılamıyor.

NSU’nun neden Türk göçmenleri hedef aldığı, kurbanlarını nasıl seçtiği, neden uzun yıllar boyunca bu cinayetleri üstlenmediği, bu cinayetlere neden 2007 yılında son verdiği, güvenlik birimleri içerisindeki bazı kişiler tarafından korunup kollanmadıkları gibi onlarca soruya hâlâ yanıt bulunamıyor. İç istihbarat örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV), NSU ile ilgili olabilecek gizli belgeleri imha etmiş olması, yargılama süresince resmî kurumların birçok bilgiyi gizlemesi ise Almanya’da kurumlara, hukuk devletine güveni zedelemiş bulunuyor.

120 yıl gizlilik kararı

NSU’nun işlediği cinayetlerden biri olarak kabul edilen, ancak bugüne kadar tüm yönleriyle aydınlatılamayan Halil Yozgat cinayeti, en önemli düğüm noktalarından birini oluşturuyor. Yozgat, Hessen eyaletinin Kassel kentinde çalıştırdığı internet kafede öldürülmüş, cinayet sırasında iç istihbarat teşkilatı BfV çalışanı Andreas Temme’nin olay yerinde olduğu, günler sonra ortaya çıkmıştı. Temme cinayeti görmediğini iddia edip pek çok soruyu yanıtsız bıraktı. Hessen Eyaleti ise geçtiğimiz aylarda bu konuyla ilgili önemli belgeler hakkında 120 yıl gizlilik kararı aldı. Bu karar, “Alman devleti için cinayetleri aydınlatmaktan daha önemli hangi gerekçe 120 yıllık bir gizlilik kararının nedeni olabilir?” sorusunu gündeme getiriyor.

Devletin sorumluluğu 

Almanya’nın farklı eyaletlerinde, 2000-2007 yılları arasında, 8’i Türkiye kökenli, 1’i Yunanistan vatandaşı, toplam 9 göçmen, aynı silahtan çıkan kurşunla öldürüldü.Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Teodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık, Halil Yozgat ve ayrıca Alman polis memuru Michele Kiesewetter bu örgütün bilinen kurbanları…

Alman basınında yıllarca “dönerci cinayetleri” olarak adlandırılan saldırılar için “Türk mafyası Almanya’da hesaplaşıyor” dendi, bu cinayetlerin Türkler arasında etnik ya da mezhepsel gerilimlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tartışıldı. Alman güvenlik birimleri göçmen aileleri şüpheli olarak gördü, öldürülen kişilerin eşleri, çocukları şüpheli olarak sorgulandı.

Cinayetlerin arkasında ırkçı, Neonazi grupların olabileceği ihtimali dışarıda bırakıldı, aşırı sağcı grupların üzerine gidilmedi. Almanya kamuoyu, NSU adlı bir aşırı sağcı terör örgütünün varlığından ve bu cinayetlerdeki rolünden, ancak 2011 yılı Kasım ayında haberdar oldu. Tüm ülkeyi sarsan skandal, Neonazi grupların oluşturduğu tehdidi ciddiye almayan, çoğu zaman göçmen kökenlileri potansiyel şüpheli olarak gören güvenlik kurumlarının yaklaşımını, “kurumsal ırkçılık” sorununu gündeme taşıdı.

Merkel’in verdiği söz 

Almanya Başbakanı Angela Merkel, 23 Şubat 2012’de ‘NSU cinayetlerini aydınlatma, suç ortakları ile azmettiricileri ortaya çıkarma ve tüm suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmasını sağlama’ sözü verdi. Federal ve eyalet meclislerinde araştırma komisyonları oluşturuldu. Federal Meclis araştırma komisyonu, güvenlik birimlerinin göçmenlere bakışındaki önyargıların giderilmesi, aşırı sağ tehdidi ile daha etkin mücadele için bir dizi reform önerileri gündeme getirdi, bunların büyük kısmı hayata geçirildi. Ancak Merkel’in verdiği söze rağmen, aradan geçen altı senede, NSU’nun tüm boyutlarıyla aydınlığa kavuşturulması, gerçeklerin açığa çıkarılması sağlanamadı.

Merkel’in görevlendirdiği ombudsman Barbara John’un bir süre önce söylediği gibi, NSU’nun aydınlatılması için çaba gösterenler, “bir tür duvarla karşı karşıya” bulunuyor. Geçmişte İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Klaus-Dieter Frietsche, Meclis’te ifade verirken, NSU hakkında bazı sorulara yanıt vermemiş; “Devlet sırlarının, devletin bekasını korumak için gizli kalması gerekiyorsa gizli kalmalıdır” demişti. Güvenlik bürokrasisinin NSU cinayetlerinin ve devletin ihmalinin soruşturulmasına yeterli destek vermemesini eleştiren Barbara John’un “Geldiğimiz nokta tatmin edici değil ve bu yükü omuzlarımızda taşımaya devam edeceğiz…” sözleri, bugüne kadar yaşananların özeti gibi.

Bugüne kadar bilgi ve belge gizleyen, geçmişte cinayetlerin önlenmesinde ihmali olan hiçbir resmî görevlinin yargı karşısına çıkarılmaması, açılan soruşturmaların kapatılması, tartışmalara neden olmaya devam ediyor.

Israrlı çabalar sürmeli

Tüm bu engellemelere rağmen, NSU’yu aydınlatma konusundaki ısrarlı çabalar, milletvekillerinin soru önergeleri, eyalet meclislerindeki inceleme komisyonları, araştırmacı gazetecilerin gün yüzüne çıkardığı yeni ayrıntılar, yavaş da olsa bizi gerçeklere ulaşmaya daha da yakınlaştırıyor.

Gelecek aylarda Münih’teki dava, NSU ve bağlantıları tüm boyutlarıyla aydınlatılmadan sonuçlanacak olsa da bu dosya kapanmayacak, gerçekleri ortaya çıkarma çabası sürecek, sorumluların ve ihmali olanların da yargı önüne çıkarılması için girişimler devam edecek. Bu kapsamda, Enver Şimşek’in ailesinin, bir süre önce kamu görevlileri aleyhine açtığı dava büyük önem taşıyor.

1990’lu yılların sonu, 2000’li yılların başında, aşırı sağcı başka eylemleri nedeniyle iç istihbarat servisi tarafından takip edilen, nerede oldukları bilinen NSU üyeleri, eğer bu dönemde yakalansalardı, belki cinayetler hiç işlenmeyecekti.

NSU’yu aydınlatma çabalarının önemini gösteren bir diğer gelişme ise bugün Almanya’da karşı karşıya bulunduğumuz yükselen ırkçılık ve aşırı sağcı grupların giderek daha da güçlenmesi. Hükümetin, aşırı sağcı gruplar hakkında Federal Meclis’e verdiği son bilgiler, kaygıları daha da arttırıyor; gelecekte NSU’ya benzer oluşumlarla karşı karşıya kalma tehlikesinin bulunduğuna işaret ediyor. Halen 500’den fazla aşırı sağcı, Almanya genelinde polis tarafından aranıyor, ancak bulunamıyor. Bunların 114’ü hakkında, işledikleri şiddet içerikli suçlar nedeniyle yakalama kararı bulunuyor. Böyle bir ortamda, Almanya’daki Türkiye kökenliler açısından da, NSU cinayetlerini aydınlatma çabaları, ırkçılıkla mücadele adımları her zamankinden çok daha büyük önem kazanıyor.

Bugüne kadar, bu konuda güçlü, ortak bir tavır sergilenemedi. Ne yazık ki Türkiye iç siyaseti hakkındaki görüş ayrılıkları, bölünmeler, buraya da yansıdı. Münih’te devam eden davada, izleyici koltukları çoğu zaman boş kaldı. Türkiye’deki gelişmeler nedeniyle on binlerce kişinin katıldığı gösteriler yapılırken NSU cinayetlerinin aydınlatılması çabaları neredeyse hiç ilgi görmedi.

Bu yaklaşımın değişmesi, farklı görüşlere sahip olsalar da, göçmen kökenlilerin, derneklerin, bu konuda ortak tavır alması, NSU’yu aydınlatma çabalarına daha aktif bir şekilde destek olması gerekiyor. Çünkü bu, yalnızca adaletin yerini bulması için değil; gelecekte benzer ırkçı cinayetlerin olmaması, Almanya’da artan ırkçılık ve ayrımcılıkla daha etkin mücadele için şart.

Değer Akal
Gazeteci

© DiasporaHaber