Rukiye Ünal

Dünya Diyalog ve Kalkınma İçin Çok Kültürlülük Günü

21 Mayıs, kültürel çeşitlilikleri teşvik etmek adına dünya genelinde kutlanıyor. Farklılıkların kabulü ve zenginlik olarak kabul edilmeleri için süren çalışmalara Batılı ülkelerin çok kültürlülüğü göz ardı eden güncel eylemleri çok kültürlülüğü tehlikeye mi atıyor?
21 Mayıs 2018

Dünyanın en büyük çatışmalarının büyük çoğunluğunun temelinde kültürel uyuşmazlık yatarken evrensel çapta barış, kalkınma ve istikrar için kültürler arasındaki boşluğu kapatmak son derece önem arz ediyor. Bu bağlamda UNESCO’nun 2001 yılında Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’ni kabul etmesinin ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mayıs tarihini “Dünya Diyalog ve Kalkınma için Çok Kültürlülük Günü” ilan etti.

Birlikte daha iyi bir yaşam için çok kültürlülük

Dünya Diyalog ve Kalkınma için Çok Kültürlülük Günü’nün kutlanması kültürel çeşitliliği insanlığın ortak mirası olarak kabul etmeyi ve insanlığa duyulan saygının ayrılmaz ve etik bir parçası olarak kabul edilmesini hedefliyor. Çok kültürlülük hakkında farkındalık kazandırmak ve bu konuda düşünceleri geliştirmek adına UNESCO tüm üye ülkeleri “birlikte daha iyi bir yaşam” adına katkıda bulunmaya çağırıyor.

Birçok ülkenin devlet politikası hâline getirdiği çok kültürlülük vasıtasıyla toplumların barış içerisinde yaşamı hedeflenirken bugün çeşitli kültürlerden insanların bulundukları Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika’da söz konusu düşüncenin son dönemlerde etkili olup olmadığı tartışılıyor. Aşırı sağ partilerin yükselişte olması, İslamofobi, göçmen karşıtı devlet politikaları gibi konular tartışmayı en çok alevlendiren hususlar olarak yer alıyor.

Çok kültürlüğü benimseyen bir toplum düşlemek

Bir yaşam tecrübesi olarak çok kültürlülük insanlara güven ortamı sunabilir. Farklı etnik gruplarla bir arada yaşamak ve empati yoluyla hayat hikayelerine tanıklık etmek dar kalıplardan çıkıp yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Bu doğrultuda çok kültürlülük insanların ufkunun genişlemesi, farklı değerleri, inançları ve yaşam şekillerini ve evrensel değerleri benimseme olanağı sunar.

Söz konusu değerleri benimseyen bireylerin bir arada bulunması ise yine çok kültürlülüğü benimseyen bir toplumun inşasına neden olur ki farklılıklara takılmaksızın harmoni içinde yaşama deneyimi sergilenir. Ancak tüm bunlar için bireyler üzerinde farkındalık oluşturmak son derece önemli.  Bunun için ise gençlerden karar alıcılara, dini liderlerden gazetecilere, iş çevrelerine kadar her kesimin anlayışını derinleştirmek için çok kültürlü bir eğitim şart. Nitekim çok kültürlülük hakkında araştırmaları bulunan siyasal kuramcı Bhikhu Parekh savunduğu gibi tek kültürlü eğitiminden geçen kişiler kendi kültürlerinin dar penceresinden bakmayı ve bu bakış açısının kategorilerinde yer almayan her şeyi reddetme eğiliminde olurlar. Ancak çok kültürlü eğitimin unsuru olanlar entelektüel merakı yüksek, öz eleştiri yapabilen, savları ve kanıtları değerlendirip bağımsız bir karar oluşturabilen, farklı düşünce ve yaşam biçimlerine duyarlı bireyler oldukları göz ardı edilemez bir gerçek.

Çok kültürlülüğün başarılı örneği: Kanada

Bugün çoğu ülke kültürel bakımdan önemli çeşitlilikleri sahipleniyor. Yapılan araştırmalara göre dünyadaki bağımsız 184 ülke bünyesinde 600 yaşayan dil ve 5000 etnik grup bulunuyor. Bu muazzam çeşitliliğe kısmen de olsa başarılı bir şekilde ev sahipliği yapan ülkelerden birisi ise Kanada. Kanada göçmen kökenli etnik gruplara karşı resmî bir çok kültürlülük politikası benimseyen ilk Batılı ülke ve anayasasında çok kültürlülüğü yücelten tek ülke oldu.1970’lerde ulusal azınlıkların etnik kökenden kaynaklanan sorun ve talepleri gidermek amacıyla benimsemiş olduğu çok kültürlülük politikası özellikle seksenli yıllarda halkın refah seviyesi yükseltilirken göç serbest bırakılarak çok kültürlülük teşvik edildi.

Günümüzde artan göç hareketleri ile dünya çapında yabancılara ve mültecilere yönelik özellikle Batılı ülkelerde olumsuz davranışlar sergilense de Kanada muadilleriyle karşılaştırıldığında daha iyi durumda. Fransa, İtalya ve Hollanda gibi ülkelerin siyasîleri doğrudan yabancıları ve Müslümanları hedef alan söylemler geliştirirken hâlihazırda Kanada Başbakanı Justin Trudeau ülkesinde yaşayan tüm etnik grupları kucaklayan mesajlar paylaşıyor. Nitekim bu yıl Ramazan ayı vesilesiyle paylaşmış olduğu bir tebrik mesajında Müslüman Kanadalıların yapmış oldukları katkıları dile getirerek kamuoyunda bir farkındalık yarattı.

Avrupa’da çok kültürlülük sınıfta mı kalıyor?

Tüm bunların yanı sıra geçtiğimiz yüzyılda çok kültürlülük politikasını benimseyen Batı Avrupa ülkeleri çok kültürlü bir toplum inşasında son dönemlerde olumsuz örnekler sergiliyorlar. Dışarıdan aldığı göçlerle çok kültürlü bir yapıya bürünen Avrupa bundan kısa bir süre öncesine kadar sosyal problemlerinin çözümünde çok kültürlülüğü bir çıkış yolu olarak kullanırken bugün artık İslamofobik eylemler, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı önemli oranda artmış durumda. Eski İngiltere Başbakanı David Cameron ve Alman Şansölyesi Angela Merkel gibi etkili siyasi aktörler çok kültürlülüğün tehlikeleri ve başarısızlıkları hakkında söylemler geliştirirken birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağ partiler yükselişe geçti. Hollanda’da Özgülük Partisi (PVV), Belçika’da Flaman Çıkarı (VB), Almanya’da Almanya için Alternatif (Afd),  Fransa’da Ulusal Cephe Partisi (FN), Avusturya’da Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve İtalya’ya Kuzey Ligi (LN) gibi sağ popülist partiler yabancı, göçmen ve İslam karşıtı eylemleri ve söylemleri ile ülkelerinin gündemine damga vurmuş vaziyetteler. Her ne kadar çok kültürlülüğü benimseyen, uzun yıllar bunun için siyasi ve entelektüel çalışmalar yürüten ülkeler olsa da ırkçılık ve ayrımcılığın söz konusu ülkelerde hızla artması Avrupa’nın çok kültürlülük konusunda sınıfta kaldığını düşündürüyor.

Çok kültürlülüğü benimseyen bireyler yetiştirmek, ardından da bir toplum inşa etmenin yegâne yolu elbette eğitimden geçiyor. Etkili ve kaliteli bir eğitimle farklılıkları hoşgörü ile karşılayan ve diğer kültürleri zenginlik olarak gören kişiler barış ve huzurun hâkim olduğu bir ortamın temellerini oluşturacakları da şüphesiz. Ancak tüm bunların sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için siyasi söylemlerin de bu yönde olması önem arz ediyor. Zira toplumun yönetimi ve oluşumu çok kültürlülüğü göz ardı eden siyasetçilerin elindeyken farklılıklara açık sağduyulu bir atmosfer oluşturma önüne engeller çıkıyor.

©DiasporaHaber