“Bizi Yanlış Tanıyorlar…” – Avrupalıların Türkiye ve Türkler Hakkındaki Algıları

Hakan Yılmaz & Emre Erdoğan
Alman, Fransız, İngiliz, İspanyol ya da Polonyalı Türk algısını hangi faktörler belirliyor? Ülkesinin AB’ye tam üyeliğinden memnun olan Avrupalılar, Türkiye’nin üyeliğine de olumlu yaklaşıyor mu? Yılmaz ve Erdoğan, araştırmalarında bunlara ve dahasına cevap arıyor.
15 Eylül 2018


İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 180 sayfa, 2012
ISBN: 9786053992592

Avrupalıların, Türkiye ve Türklere yönelik bakış açılarının nasıl olduğuyla ilgili tutumlarını gözlemleyen ve algılarını değerlendiren çalışmalar pek yaygın değil. Hakan Yılmaz ve Emre Erdoğan, kazanmış oldukları bir araştırma fonunun önemli bir kısmını, Avrupalıların Türkiye hakkındaki bilgi ve düşüncelerini ortaya koyabileceği bir kamuoyu araştırmasına ayırarak mevcut boşluğu doldurmaya çalışan araştırmacılardan… Araştırmalarında temel hedef ise söz konusu kitlenin Türkiye’ye yönelik yaklaşımlarını sunmak ve dahası Türkiye ve Türk vatandaşları hakkında ne bildiklerini ve bu bilgileri hangi kaynaklardan öğrendiklerini ortaya çıkarmak olarak belirtiliyor.

Araştırma, 2009 yılında Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve Polonya gibi yurtdışındaki Türkleri temsil yeteneği güçlü olan beş ülkede yürütülmüş durumda. Araştırma sürecinde anket çalışması yöntemi tercih edilerek Avrupalıların Türkiye ve Türkler hakkındaki algıları, bilgileri birtakım soru ve cevaplarla analiz edilmeye çalışılıyor.

Kitapta aktarıldığı üzere Avrupalıların, AB’ye üye olarak kabul edecekleri ülkede aradıkları en önemli kriter, o ülkenin demokratik gelişmişliği ve ekonomik refah düzeyi iken, Türkiye söz konusu olduğunda karşı çıkışlarının sebebi ekonomik ve siyasi faktörlerden ziyade kültürel nedenlere bağlı görünüyor.

Avrupalılar, kendi kültürlerini temelde cinsel özgürlüğe dayalı bir bireysellik üzerinden tanımlarken Türkleri daha çok aileye dayalı bir cemaatçilik kapsamında ele alıyorlar. Burada, cinsel özgürlük ve bireysellik kavramları, Avrupalıların Türklerle aralarında kalın bir duvar olduğunu gösteriyor.

AB’nin Genişlemesi ve Türkiye’nin Üyeliği Hakkındaki Tutumlar

Avrupalıların Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusundaki tutumları ise AB konusundaki yaklaşımlarıyla örtüşmekle beraber aralarında pozitif bir ilişki söz konusu. Kendi ülkesinin AB’ye üyeliğinden memnun olan birey, Türkiye’nin de üyeliğine olumlu yaklaşabiliyor. Aynı şekilde, AB’ye üyelik konusundaki algılar, AB’nin performansıyla da bağdaştırılıyor.

AB kamuoyuna, AB’ye üyelik konusundaki düşüncelerinin olumlu mu veya olumsuz mu olduğu sorulduğunda, görüşülen kişilerin yüzde 72’si ülkelerinin AB üyeliği hakkında olumlu görüşe sahip olduklarını belirtiyor. Bu da bizlere AB üyeliği hakkında genel bir memnuniyet olduğunu gösteriyor. Bu memnuniyetin, yaşla ve demografik niteliklerle ilgili olarak değiştiğini de hesaba katmak gerekiyor. Nitekim 18-24 yaş arasındaki bireylerin yüzde 87’si üyeliğin iyi bir şey olduğunu düşünürken bu oran, yaş ilerledikçe düşmekte ve olumsuz görüşe kaymakta. Benzer şekilde eğitim düzeyinin yükselmesi, AB’ye tam üyelik konusundaki düşünceleri olumlu yönde etkilerken bu durumda AB’ye karşı olumlu yaklaşımların genç ve eğitimli bireyler arasında yaygınlaştığını söyleyebiliriz.

Anket çalışmasında, önceden değindiğimiz beş ülkenin vatandaşlarına bir dizi sıfat sunularak bu sıfatlardan hangilerinin Avrupalılık kimliğini en iyi tanımladığı soruluyor. Genel olarak katılımcıların üzerinde uzlaştıkları iki ana değer, ‘’demokrasi ve insan hakları’’ ile ‘’ekonomik gelişmişlik ve toplumsal refah’’ olurken “kadın-erken eşitliği”, “hoşgörü” gibi değerler biraz daha geri planda tutulmakla birlikte Hıristiyanlık ve laiklik gibi tanımlamalar marjinal kalıyor. “Demokrasi ve insan hakları’’ unsuru Almanya, Fransa ve İspanya’da ön plandayken, İngiltere ve Polonya’da ‘’ekonomik’’ unsur ön plana çıkıyor.

Avrupa kamuoyunun Türkiye’yi kabul etme eğiliminin, AB’nin genişlemesine olan bakış açılarıyla ilgili olma ihtimali, yapılan çalışmanın genişlemesine katkı sağlayarak yazarın Avrupa halkına, AB’nin yeni üyeleri kabul etme fikrine nasıl yaklaştıklarını sormaya yöneltiyor. Çalışmaya katılanların yarısından fazlasının bu fikri desteklediği ortaya çıkarken ülkeler bazında bakıldığında ise Polonya ve İspanya’nın, AB’nin genişlemesine son derece sıcak bakan ülkeler olması, AB’ye sonradan katılan bu iki ülke üzerinde durulmaya değer bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Yöneltilen sorunun bir diğer cevabına göre, yaş arttıkça bireylerin genişlemeye destek verme olasılığının azaldığını, siyasi parti tabanları arasında ise belirgin farklılıklara rastlandığını ifade edebiliriz.

Türkiye ve Türkler Hakkındaki Bilgi Düzeyi ve Algılar

Çalışmaya katılanlara, Türkiye hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları sorulduğunda ise yarısı bilgili olduğunu belirtirken, yarısı da bilgisiz olduğunu öne sürerek Türkiye hakkında sübjektif bilgisini sunuyor. En yüksek bilgi düzeyine sahip olan Polonya ve ikinci sırada yer alan İngiltere iken en düşük düzeyde olan Fransa, bizlere ülkeler arasında önemli farklılıklar olduğunu yansıtıyor. Genel olarak, farklılaşmalara veya benzerliklere etki eden sebepler arasında, bireylerin Türkiye ve Türklerle ilgili deneyimlerinin, etkileşimlerinin, Türkiye’ye ve Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı tutumlarını belirlediğini söylemekte fayda var. Bir Türk ile tanışmak, Türk arkadaşa sahip olmak veya Türkiye’ye gelmek, konuya olan tutumlarını büyük oranda etkileyebiliyor. Nitekim bu ülkeler arasında Almanya’nın yüksek oranda deneyim sahibi olması, doğrudan etkileşimin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Bunu İngiltere ve Fransa takip ederken en düşük etkileşimi Polonya ve İspanya oluşturuyor.

Bireylerin objektif bilgi düzeyini çözebilmek amacıyla bireylere Türkiye’nin nüfusu hakkındaki tahminleri sorularak, verilen yanıtlar ile sübjektif bilgi düzeyi arasında bağlantı kurulurken, sübjektif bilgi düzeyi arttıkça tahminlerin doğru olması oranının da arttığı öngörülüyor.

Türkiye Hakkında Bilinenler ve Bilgi Kaynakları

Türkiye hakkında bilgi sahibi olanlar hangi kaynaklardan yararlanıyor? Bu bilgi kaynaklarıyla Türkiye hakkındaki tutumlar ve Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusundaki görüşler arasında nasıl bir ilişki söz konusu?

Bu sorular çalışmanın amacı açısından büyük önem taşıyor. Çalışmaya katılan vatandaşların bir kısmı televizyon ve radyodaki haber ve yorumlardan bilgi alırken, bir başka kesim ise gazete ve dergilerden yararlanıyor. İnternet, film ve kitaplar var olan sıralamayı takip ederken genel algıya baktığımızda Türkiye hakkında oluşan bilginin daha çok medya üzerinden ele alındığını söyleyebiliriz. Siyasi liderlerin, entelektüellerin, öğretmenlerin ve ebeveynlerin de bireylerin Türkiye konusunda bilgi sahibi olduklarına katkı sağladıklarını söylemek mümkün. Ülke karşılaştırmasında ise Almanya’da bilgi kaynakları daha çok Türklerle kurulan ilişkiye dayanırken, Fransa’da çoğunlukla siyasi liderlere ve entelektüel kesime hitap ediyor. Bu durum Fransa’da Türkiye’ye dair tartışmaların ne kadar siyasallaştığının önemli bir göstergesi.

Avrupalıların Türkiye ve Türkler hakkındaki sübjektif ve objektif bilgi düzeyleri ve bu bilgileri ne tür kaynaklardan edindiklerinden yola çıkarak, Türkiye hakkında nelerin bilindiği ve bu bilgilerin bireyler ve ülkeler arasında nasıl farklılaştığı tartışmanın devamı niteliğinde. Bu konuda kamuoyuna bir dizi kavram, kişi, mekân sayılarak bunların tanınıp tanınmadığı sorulmuş durumda. Mekân olarak İstanbul, Truva, Antalya ve Efes gibi popüler yerler öne çıkarken, kişiler arasında Mustafa Kemal Atatürk ve Recep Tayyip Erdoğan gibi siyasi liderler ve Nobel Ödülü sahibi Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet Ran gibi edebiyatçılar yer alıyor. Popüler kültürün bir parçası olarak Tarkan ve Hadise, spor alanındaysa Fatih Terim listeye eklenen diğer isimlerden. Şehirler bağlamında ise en fazla bilinen kavram İstanbul iken kişiler açısından sırasıyla Mustafa Kemal Atatürk ve Recep Tayyip Erdoğan geliyor. Analizde dikkat çekilen bir diğer nokta, kültürel kişilerin tanınma oranının düşüklüğü. Bu durum, popüler olanın kültürel olandan daha çok bilindiği şeklinde yorumlanabilir.

Türkiye ve Türkler hakkındaki algıları daha iyi ölçebilmek amacıyla “ailenizden bir kadın bir Türk ile evlenmek isterse’’ şeklinde sorulan bir soruda katılımcıların büyük çoğunluğu bu konuya olumlu yanıt veriyor. Ülkeler arasındaki farklılıklarda sosyal mesafenin, demografik etkilerin, yaş unsurunun, eğitim düzeyinin bu farklılığı tetiklediğini belirtebiliriz.

Türkiye’nin AB’ye Üyeliğini Desteklemek

Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusundaki tutumlar, genişlemeyle ilgili tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu genişleme süreci hakkındaki algıların, AB’nin performansıyla ilgili algılarla yakından ilişkili olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. AB’nin performansından memnun olmayan bireyler doğal olarak genişleme konusunda da olumsuz bakış açısına sahip olacaklardır. Bu kapsamda beş ülkede üyeliğe nasıl yaklaştıkları sorulduğunda, kişilerin yarısından azı tam üyeliği destekliyorken ülkeler arasında bu konuyu en fazla İspanyollar onaylıyor. En az destek veren ülkeler sırasıyla Fransa ve Almanya olup İngilizler olaya biraz daha nötr yaklaşıyor.

Peki, hangi nedenler bir bireyi, Türkiye’nin AB’ye üyeliğini daha fazla desteklemeye iter veya olumsuz kılar? Araştırma çalışması bu konuda da okuyucuyu aydınlatıyor. Üyelik konusundaki görüşleri ne olursa olsun, bu görüşe sahip olmalarının altında yatan neden sorulduğunda yüzde 40’lık bir kesim kültürel nedenleri ön planda tutarken, siyasi ve ekonomik etkenleri öne süren kesim yüzde 26’lık bir dilim. Bu üyeliği destekleyenlerin yüzde 34’ü ekonomik nedenler olduğunu söylerken, karşı görüşte olanların oranı ise yüzde 21. Kısaca, Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekleyenlerin daha çok ekonomik nedenlere dayandırma eğilimi söz konusuyken, karşı olanların da kültürel etkenleri ön plana çıkardıklarını söyleyebiliriz.

Bu çalışma hazırlanırken 2008 yılında AB en önemli krizlerden birini yaşıyordu. Bu sebeple o anki ortamın, Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyecek sıcaklıkta olmadığını söyleyebiliriz. AB’ye tam üyeliği hedeflemiş Türkiye’de bu konuda yürütülmüş saha çalışmalarının sayısının daha fazla olması gerekiyor. Avrupalıları Türkiye ve Türkler hakkında bilgilendirmek, karşılıklı ziyaretlerde bulunmak ve saha çalışmalarının sayısını arttırmak, algının olumlu olması bakımından atılabilecek bazı adımlar olabilir.

Sonuç olarak, söz konusu araştırmada ortaya konulmaya çalışılan temel amaç, bireylerin Türkiye hakkındaki tutumlarını belirleyen faktörleri keşfetmek ve bunun keşfedilebilmesi için de bireylerin AB’nin genişlemesi konusundaki tutumlarını belirleyen faktörlerin bilinmesi gerektiğini ortaya çıkarmak. Bizzat Hakan Yılmaz ve Emre Erdoğan’ın sorularından oluşan çalışma, Türkiye’ye odaklanmış olmaları bakımından bir ilk olma özelliğini taşıyor. Bu da Avrupa özelinde ele alınan çalışmayı değerli kılıyor.

           Suna KAYA

                         Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrencisi

Yayın içeriğimizle ilgili güncel kitap tahlillerinizi gönderin, yayınlayalım! kitaplik@diasporahaber.com