Feyza Yıldırım Sungur 

Almanya’nın Irkçılık Sorunu

Almanya’nın ırkçılık sorunuyla yüzleşme fırsatı yakaladığı bir dönemde, Chemnitz kentinde başlayan ırkçı olaylarla birlikte yaşananlar ve devletin olayları ele alış biçimi ülkenin sağ gözünün kör olduğu gerçeğini tekrar hatırlattı.
25 Eylül 2018

Almanya’da Türk kökenli futbolcu Mesut Özil’in milli takımdan ırkçılık ve ayrımcılığa maruz kaldığı için ayrıldığını açıklamasının ardından ülke genelinde ırkçılık ve göçmen entegrasyonu hakkında tartışmalar yeniden alevlendi. Ülkede yaşayan göçmen kökenli kişiler #MeTwo hashtagı üzerinden gündelik hayatta karşılaştıkları ırkçı ve ayrımcı davranışları sosyal medya üzerinden paylaşmaya başladı. Siyasetten sivil topluma kadar birçok kişi ve kurumdan bu akıma destek geldi. Göçmen kökenlilerin tehdit altında oldukları hissine kapılmalarının önemi ve bu bağlamda devlete düşen görevler konuşulurken, Doğu eyaleti Saksonya’nın Chemnitz şehrinde Ağustos ayının sonlarında yaşananlar Almanya’nın inkâr edilemez bir ırkçılık sorununun olduğunu tekrar gözler önünde serdi. Bir Almanın iki mülteci tarafından bıçaklanarak öldürülmesinin ardından ırkçılar ve sağcıların sokaklara dökülmesi ve yabancılara karşı bir sürek avı başlatması, toplumsal barışın ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gösterdi. Öte yandan Chemnitz’de yaşananlar ve gösterici profiline bakıldığında aşırı sağcı düşüncenin toplumun “kenar” kısımlarında ya da “alt” tabakalarında yaygın olduğunun düşünülmesinin yanlış olduğunu, sağ eğilimli düşüncenin toplumun merkezinde bulunduğunu tekrar gözler önünde serdi.


AfD, incelenmesi gereken önemli bir aktör

Chemnitz’deki cinayeti siyasileştirerek malzeme hâline getiren Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) gibi oluşumlar olayları tırmandırarak halkı kışkırtsa da uzun vadede Almanya’da ırkçılık ile mücadele konusunda engeller koyacak en önemli aktör olarak Almanya için Alternatif Partisi (AfD) karşımıza çıkıyor. Chemnitz olaylarında sokakta yaşanan şiddetin toplumsal alt yapısını oluşturan AfD’nin yaşanan ırkçı şiddete rağmen gitgide daha fazla destek alması üzerinde durulması oldukça önemli bir konu.

Chemnitz’de şiddet içeren gösteriler devam ederken, Alman kamuoyu araştırma kurumu “Politbarometer” tarafından “Hafta sonu seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?” anketinin sonucu ülkedeki siyasi atmosferi açıkça gösteriyor. Ankette Almanya için Alternatif Partisi yüzde 17’lik bir destek alıyor görünüyor -ki bu olası bir seçimde “tarihi” bir yükseliş anlamına gelir. AfD bir sene önceki Bundestag seçimlerinde Chemnitz’in de içinde bulunduğu Doğu eyaletlerinde birinci parti olmuştu. Almanya genelinde ise yüze 13’e yakın bir oy alarak parlamentoya girmişti. Politbarometer’in bu sonuçları her ne kadar temsili olsa da AfD’nin Federal Meclise girmesinin ardından seçmen nezdinde desteğini artırdığını ve ülke genelinde ırkçılığın yükselişte olduğunu gösteriyor. Kuşkusuz ki bu durum toplumsal hissiyata da yansıyor. Alman kamu özerk televizyon kanalının (ARD) son anketine göre, ülkede yaşayanların üçte ikisi ırkçılığı önemli bir sorun olarak görüyor.

Anayasayı Korum Teşkilatı’nın Chemnitz’i algılayış şekli

Almanya’da göçmenlere yönelik artan güvensizlik ve bazı toplumsal kesimlerince göçmenlerin kabul görmemesi konusu, siyasetin gündeminde olsa da uzun vadede partiler arası rekabet nedeniyle siyaset yapıcıların bu alanda çözüm üretmekten ziyade popülist politik söylemler silsilesine dâhil olacağı tahmin ediliyor. Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konusunda özellikle devletin güvenlik birimlerine önemli görevler düşerken, kısa süre öncesine kadar Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı görevini yürüten Hans-Georg Maaßen’in sergilediği tutum ise hayal kırıklığına sebep oldu.

Chemnitz olayları esnasında bazı göstericilerin protesto yürüyüşü sırasında yabancı gibi görünen kişileri kovaladığı ve bu kişilere saldırıda bulunduğu şeklindeki haberlerin medyaya yansıması fakat Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Hans-Georg Maaßen tarafından doğrulanmaması güvenlik birimlerinin konuyu ele alış şeklini açıkça ortaya koyuyor. Bild gazetesine açıklama yapan Maaßen, “İnternette dolaşan videodaki görüntülerin, gerçekleştiği iddia edilen bu olaya ait olduğuna dair bulgular bulunmuyor” demişti. Üstelik bu görüntüleri, “halkın dikkatini Chemnitz’teki cinayet yerine başka bir yöne çekmek için kasıtlı olarak verilen yanlış bilgiler” olarak adlandırmıştı. Bu sözlerinden dolayı Maaßen eleştiri almış ve istifa etmesi yönünde sesler yükselmişti. Kısa süre önce ise görevinden alınarak İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevine getirildiği duyuruldu. Maaßen’in görevden alınması pozitif olarak değerlendirilse de İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevine getirilmesi planı aslında kendisinin kariyer merdiveninde bir basamak atlamış olması anlamına gelecekti. Bu durumda büyük tepkilere neden oldu. Geçtiğimiz hafta sonu CDU/CSU ve SPD’den oluşan koalisyon Maaßen krizinde uzlaşarak, İçişleri Bakanlığı’nda özel danışman olarak devam etmesi kararına vardı.

Son olarak Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Federal Meclis’in İçişleri Komisyonu’nda olaylara ilişkin sorulara cevap veren Maaßen’a arka çıktı. Tabii ki “Göç bu ülkenin en büyük problemidir” diyen Hristiyan Sosyal demokrat Partili (CSU) Seehofer’in bu davranışı aslında şaşırtıcı değil. Seehofer tarafından yönetilen İçişleri Bakanlığı’na getirilmesi de planlanmış bir hamle olarak karşımıza çıkıyor. Yaptığı yanıltıcı açıklamaların ardından Maaßen’in İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak önemli bir konuma getirilmesinin istenmesi, Alman devlet mercilerin ırkçılıkla mücadele konusundaki başarısını(!) yeniden sorgulatıyor. Eleştiri yapılması gereken bir diğer nokta ise Chemnitz olayları esnasında dönemin iç istihbaratından sorumlu kişinin yaptığı bu açıklama ile yaşanan olayların ciddiyetinin anlaşılmadığı ve olayların toplumsal yansımasının ne kadar tehlikeli olduğunun göz ardı edildiği gerçeğidir.

Maaßen; 8’i Türk 10 kişiyi öldürmek, bombalı saldırılar yapmak ve banka soygunları gerçekleştirmek suçlamalarıyla görülen aşırı sağcı terör örgütü NSU davası kapsamında aldığı kararlarla eleştirilere hedef olan bir isimdi. Ülkedeki istihbarat birimlerinin NSU üçlüsünü bildiği iddialarının ardından Maaßen, olaylarla ilgili dosyaların 120 sene boyunca gizlilik kararı verildiğini açıklamıştı. Söz konusu davranış biçimi devletin farklı mercilerine de sıçramış durumda. Nitekim İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan listede NSU terör örgütü tarafından işlenen seri cinayetler, siyasi amaçlı suçlar kategorisinde yer almıyor. Bu ise devlet nezdinde ırkçılıkla mücadele konusunun öncelik sıralamasında yer almadığını ve atılması gereken pek çok adımın göz ardı edildiğini gösteriyor.

AfD’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenmesi

Chemnitz’deki ırkçı şiddet olaylarının patlak vermesinin ardından olayı siyasileştiren AfD’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenmesi konusu da bir diğer önemli tartışmayı başlattı. Sol kanatta yer alan siyasi parti mensupları sağcı popülist partinin izlenmesini istese de Federal İçişleri Bakanlığı AfD’nin izlenmesi için koşulların oluşmadığını açıkladı.

Halbuki AfD’li Milletvekili Beatrix von Storch yaptığı Twitter paylaşımında, Chemnitz’de ırkçılık karşıtı konsere katılanlara “Siz çok değilsiniz. Siz Merkel’in kullarısınız. Siz iğrençsiniz. Siz cesetler üzerinde yürüyorsunuz” demişti. AfD Grup Başkanı Alexander Gauland ise ”Ülkemizde iç barış tehdit altında. Toplumumuzu bir fay hattı bölüyor” diyerek suç işleyen göçmenleri bundan bizzat sorumlu tutmuştu. Görünen o ki tüm bu popülist söylemler, Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından ülkenin özgür ve demokratik temel düzeni için bir tehlike olarak algılanmıyor.

Aslında AfD’nin izlenmesi tartışmasında da dönemin Teşkilat Başkanı Maaßen dikkat çeken bir isim olarak karışımıza çıkıyor. Ağustos ayının başında Maaßen’in AfD’nin eski lideri Frauke Petry ile görüştüğü ve partinin istihbarat tarafından izlenmemesi için nelere dikkat etmeleri gerektiği ile ilgili tavsiyeler verildiği iddia edilmişti; ancak bu skandalın ardından da Maaßen görevine devam etmişti. Irkçılıkla hesaplaşmasını yıllardır sürdüren bir ülkenin İç İstihbarat Şefinin tüm yaşananlara rağmen uzun yıllar pozisyonunu koruması, son olarak görevden alınmış olsa da devlet nezdinde önemli bir konuma sahip olan İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığına getirilmesi bir yandan siyasetçilerin, diğer yandan devlet organlarının sağ gözünün kör olduğu gerçeğini tekrar gün yüzüne çıkardı. Tam da ülkede göçmenlerin maruz kaldıkları ırkçılık ve ayrımcılık hakkında toplumsal bir tartışma başlamış, ülkenin ırkçılık sorunuyla yüzleşmek için bir fırsat doğmuşken Chemnitz’de yaşananlar ülkenin özellikle kurumsal ırkçılıkla mücadele konusunda daha epey yol kat etmesi gerektiğini gösterdi.

Feyza Yıldırım Sungur
f.feyzayildirim@gmail.com