AVRUPA

51. Yıl: İsveç Türklerinin portresi

İsveç’te Türklerin kimliklerini korumakla birlikte yaşadıkları ülkenin şartlarına ayak uydurdukları, üstelik siyasal, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan hemen her alanda önemli katkı sundukları aşikâr. Yarım asırlık göç serüveni, her iki taraf için de deyim yerindeyse bir kazan-kazan durumu niteliğinde.
10 Mart 2018

10 Mart 2018 tarihi itibariyle, Türkiye ile İsveç arasında imzalanan işgücü anlaşmasının üzerinden tam 51 yıl geçti. Anlaşma ile İsveç’e yönelik ivme kazanan göç dalgası, aynı zamanda bir başarı hikâyesini temsil ediyor. Özellikle İsveç Türkleri arasında işsizliğin neredeyse yok denecek kadar az olması ve diğer etnik gruplara kıyasla sosyal devlet yapılanmasına yük teşkil etmemesi, söz konusu başarının göstergelerinden sadece biri.

İlk gidenler

Türklerin 1960’lı yılların başından itibaren Almanya ile başlayan göç serüveni, kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine sıçradığında, İsveç’in de bir hedef ülke hâline gelmesi uzun sürmedi. Ancak bu ülkeye yönelik göçü diğerlerinden farklı kılan birçok unsur var.

Göç yolculuğunun ardında ekonomik saikler başrolden birini oynasa da en belirleyici faktör olarak kalmaması bu unsurların başında geliyor. Almanya, Avusturya ya da Fransa’da olduğu gibi İsveç’e yönelik ilk göç sürecinde de ekonomik gerekçelerin etkin bir role sahip olduğu elbette bir gerçek. Fakat söz konusu diğer Batı Avrupa ülkelerine kıyasla, İsveç serüveninin farklılığı, bu sürecin zincirleme bir göç şeklinde tezâhür etmesi, yani en belirleyici faktörün akrabalık ve hemşerilik ilişkileri olmasında yatıyor.

Öte yandan İsveç’e yönelik göç sürecinin esasında 1967’de imzalanan anlaşmadan daha öncesine dayanması, diğer bir farklılık. Nitekim Dr. Göksel Köker, çalışmalarında, İsveç’e Türk göç serüvenini, aslen Konya-Kulu nüfuslu Ali Rıza Erdiş, Battal Yeşil, Mehmet, İdris ve Tahsin İzgi adlı beş arkadaşın 1963 tarihinde, Avrupa’nın kuzeyine doğru yol almalarına dayanarak başlatıyor.

“Kulu faktörü”

1963 yılındaki bu tren yolculuğunun aynı zamanda Kululu Türk nüfusun İsveç’teki varlıklarının başlangıcını simgelediğini ifade etmek mümkün. Bugün İsveç’teki Türklerin üçte birini Konya Kulu kökenli kişiler oluşturuyor. Burada yaşayan Kululuların sayısı da Türkiye’de yaşayanlardan daha fazla. İsveç eski başbakanı Fredrik Reinfeldt’in 2009 yılında ziyaret ettiği ilçede, “İsveç’te yaşayan ya da daha önce yaşamış akrabası olmayan Kululu yoktur” şeklinde sarf ettiği cümle, Kulu kökenlilerin İsveç’teki profilini net olarak özetlemeye yetiyor.

İsveç’in Kululara, Kuluların da İsveç’e atfettiği değer oldukça fazla. İsveç’in 2014 yılında Kulu’da Fahri Konsolosluk açması bunun bir örneği. Bu görevi üstlenen Doç. Dr. Erdal Akdeve de DiasporaHaber ile paylaştığı görüşlerinde bu hususu açıkça vurguluyor.

“Esasında Kulu’nun Ankara’ya yakın bir mesafede olması ve vatandaşların işlemlerini buradaki Büyükelçilik yoluyla halletme imkânı olmasına rağmen böyle bir hizmetin başlatılması, İsveç hükümetinin Kululara ilişkin pozitif algısının ve hassasiyetinin en önemli göstergesi” diyen Akdeve, aynı durumun Kululular için de geçerli olduğunu söylüyor.

Akdeve, “Kulu’nun, gündemini büyük oranda İsveç’teki gelişmeler oluşturuyor. Vatandaşlar bir anlamda İsveç ile yatıp İsveç ile kalkıyor. Bu ülke ile bağları çok kuvvetli. İlçenin en işlek caddesi, 1986 yılında suikasta kurban giden eski başbakanlardan Olof Palme’nin adını taşıyor” ifadeleriyle aradaki daha somut olarak anlatmış durumda. Öyle ki 2014 yılında İsveç’teki yerel seçimler için burada bir sandık kurduklarını ve kamuoyunun ilgi ve alakasının oldukça yoğun olduğunu aktaran Akdeve, bu sene yapılacak yerel seçimler için tekrar bir sandık kuracaklarını da açıkladı.

Sayılarla İsveç Türkleri

Günümüzde İsveç’teki Türklerin oradaki nüfusuna ilişkin farklı veriler mevcut. Dışişleri Bakanlığı resmî sitesine göre bu ülkede yaşayan Türklerin sayısı yaklaşık 115 bin civarında. Erdal Akdeve ise bu sayının esasında 150-200 bin arasında olduğunu belirtiyor.

Türkiye kökenlilerin yarısından fazlası aynı zamanda İsveç vatandaşlığına sâhip. Her ne kadar bu sayı hakkındaki ihtilaflar devam etse de Türkiye kökenlilerin İsveç’teki en büyük onuncu etnik gurubu teşkil ettiği ise tartışılamaz bir gerçek.

“Türkler devlete yük değil”

İstihdam alanına bakıldığında, Türkiye kökenli kişilerin büyük bir çoğunluğunun otomotiv, ağır sanayi ve hizmet alanlarında çalıştıkları göze çarpıyor. Özellikle ilk kuşaktan sonra ticari faaliyetler Türkler arasında daha yaygın hâle gelmiş durumda.

Fahri Konsolos Erdal Akdeve de İsveç’te yaşayan Türkiye kökenlilerin işsizlik oranlarının diğer etnik gruplara kıyasla çok az olduğu verisini doğrularken, aslında bu hâliyle Türlerin İsveç devleti üzerinde ekonomik bir yük olmadığı çıkarımını yapmanın doğru olduğunu kanıtlıyor.

“İnsanımızı yükseköğretime teşvik etmek gerekir”

Eğitim alanında ise bazı eksiklerin olduğu ortada. Özellikle yükseköğrenimdeki durum istenilen seviyede değil.

2000’li yıllardan sonra bir artış söz konusu olsa da bu süreç görece yavaş ilerliyor. Hâlbuki yükseköğretim giderek artan rekabetçi ortamda daha büyük öneme sâhip. Bu bağlamda genç kuşakların eğitim alanında daha fazla teşvik edilmeleri gerekiyor.

DisaporaHaber için görüşlerine başvurduğumuz Akdeve de İsveç’te Tükiye kökenli gençlerin yükseköğretime teşviki üzerinde duranlardan biri oldu. “İnsanımızı yükseköğretime teşvik etmek gerekir” diyen Akdeve, hizmet sektörünün yerini bilişim odaklı istihdam alanlarının almaya başladığına dikkati çekti. Bu bağlamda daha rekabetçi bir neslin yetişmesi piyasada ekonomik varlığın sürdürülebilir kılınması oldukça önemli.

Siyasal katılım başarılı

Eğitim düzeyi ile kıyaslandığında ise siyasal katılım ve temsil bağlamında İsveçli Türklerin daha aktif ve başarılı oldukları söylenebilir. Günümüzde İsveç parlamentosunda 8 Türkiye kökenli milletvekili yer alıyor. Bugüne kadar da iki Türkiye kökenli siyasetçi bakanlık seviyesinde görev aldı.

Bunlardan biri, 2016 yılına kadar Şehircilik ve İskân Bakanlığı yapmış olan Mehmet Kaplan. Yine bir Türkiye kökenli olan İbrahim Baylan ise hâlihazırda Enerji Bakanı olarak görevine devam ediyor.

Yerel siyasette de oldukça başarılı bir süreç söz konusu. 2014 yılında Nässjö ilçesinde Yeşiller ve Çevre Partisi’nden daha 19 yaşındayken Belediye Meclisi üyesi seçilen Mert Çimen bu başarı örneklerinden biri. Çimen geçtiğimiz yıl da partisinin ilçe başkanlığına seçilmişti.

Tüm bu arka plan çerçevesinde İsveç’teki Türklerin kendi kimliklerini korumakla beraber yaşadıkları ülkenin şartlarına ayak uydurdukları; siyasal, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan hemen her alanda önemli katkı sundukları aşikâr. Kısacası yarım asırlık göç serüveni, her iki taraf için de deyim yerindeyse bir kazan-kazan durumunu örnekliyor.

Cafer Tayyar Karadağ
© DiasporaHaber